Arkadaş 9
Yorum 767
Istanbul
|
25-07-2011
Bir dönem işyerim burdaydı. Hatta bankam bile burdaydı, iş çıkışı balık ekmek yemek, dondurma yemek, deniz kenarında dolaşmak çok keyifliydi. Sarıyer Tarihi
Sarıyer İsmi
İlçenin bugün Sarıyer olan ismi sırasıyla; Simas’tan Skletrinas’a, daha sonra Mezarburnu (Mesarburnu), Altınyer, Sarıyarve son olarak da Sarıyer olmuştur. Sarıyer’in ilk ismi Simas’ın, anlamı “Kutsal Ana” olarak bilinmekte ancak bazı kaynaklarda “Kutlu/Güzel Akarsu” veya “Kutlu/Güzel Su” olarak da geçmektedir.
İlçenin ismine ilişkin başlıca iki rivayet vardır: İlk rivayet göre, ilçede yıllarca altın ve bakır madeni çıkarıldığı için bugünkü Maden Mahallesi ile Şifa Suyu arasında sarı renkte yarlar oluştu. O nedenle ilçenin ismi önce Sarıya oldu, sonra da Sarıyer’e dönüştü. Bir diğer rivayet ise Sarıyer isminin aynı semtte yatan “Sarıbaba” isimli bir şahıstan geldiğidir.
Kısa Tarihçe
Eski çağlarda boş arazi ve tepelerden ibaret olan Sarıyer, gerek Antik Çağ’da gerekse Bizans döneminde belli başlı yerleşim merkezleri arasında değildi. Bizans İmpatorluğu döneminde kıyı kesimlerinde çok az yerleşim alanı vardı. Bunlar özellikle kıyılardaki koylarda bulunan bazı ayazma, kilise, eski liman, sarnıç ve eski kaleler çevresindeki birkaç hanelik küçük kırsal yerleşmelerden oluşuyordu. Burada yaşayanlar geçimlerini genellikle balıkçılıktan sağlıyorlardı.
İstanbul’un 1453 yılında Osmanlı İmpatorluğu tarafından fethinden sonra Anadolu’dan ve Adalar’dan getirilen göçmenlerin yerleştirilmesiyle Sarıyer’de iskan başladı. Osmanlı döneminde devletin ileri gelenleri tarafından bölgeye birçok çeşme, av köşkü, konak ve sahilhane adı verilen yalı yaptırıldı
Boğaz kıyısındaki küçük köylerin gelişmeye başlaması 16. ve 17. yy'lara rastlamaktadır. Bu dönemde Sarıyer, Yeniköy ve Rumeli Hisarı gelişmiş birer köy haline geldi. 18. yy'a gelindiğinde saraya yakın bazı kişilere ait yalılar bu kıyıda belirmeye başladı. Padişah izniyle bazı gayrimüslim ailelerin bu köylere yerleşmeleri de aynı yüzyıla rastlar.
19. yy'ın başlarında şayak ve fes boyama sanatını öğretmeleri için Trakya'dan bazı köylüler İstanbul'a getirildi ve Baltalimanı ile Emirgan arasına yerleştirildi. Bu köylülerin yerleştirildiği Baltalimanı ile Emirgan arasındaki alan Boyacıköy olarak adlandırıldı.
Sarıyer’in Boğaz kıyısındaki semtleri, 1960’lı yıllara kadar, daha çok yaz aylarında kalabalıklaşan sayfiye yeri niteliği taşıyordu. Özellikle yolların yapılması ve sahil yolunun genişletilmesinden sonra boş alanlar yerleşime açıldı. Bu nedenle bugünkü yerleşim olgusunun temeli de atılmış oldu: Kıyı kesimlerinde ve kıyı yakınlarında üst düzey gelir gruplarına ait yalılar ve köşkler, sırt biçiminde uzanan tepelerde ise gecekondular…
Coğrafi Konum
İstanbul Boğazı’nın Avrupa yakasının kuzeyinde yer alan Sarıyer, kuzeyde Karadeniz, batıda Eyüp, güneyde Beşiktaş ve Şişli ilçeleri ile komşudur. İlçe Çatalca Yarımadası’nın en doğu kesiminde yer alan sırtın, bir yandan İstanbul Boğazı’na, öbür yandan da kuzeyde Karadeniz’e doğru alçalan bölümlerden oluşmaktadır.
Karadeniz’e ve İstanbul Boğazı’na kıyıları olan Sarıyer’de yerleşim sahil boyunca uzanmaktadır. Sahil sınırı Aşiyan’dan başlayıp Karadeniz kıyılarına kadar uzanmaktadır. Sarıyer merkez olmasına rağmen Boğaz’da Rumelihisarı’ndan başlayan sınır boyunca dizilen Emirgan, İstinye, Yeniköy, Tarabya, Büyükdere önemli semtler arasındadır.
İlçenin Karadeniz’e bakan sahilleri dik yamaçlı ve ormanlık olmakla birlikte plaja elverişli kumsalları da bulunmaktadır. Karadeniz kıyısı, Kumköy’ün doğusunda oldukça girintili çıkıntılı, batısında ise düzdür. Koylar daha çok dere ağızlarındadır.
Karadeniz’den İstanbul Boğazı girişte, Garipçe ve Rumelifeneri kaleleri karşılamaktadır. Boğaz açıklarında yer alan kayalıklara Öreke Adaları denilmektedir. Boğaz kıyıları oldukça girintili çıkıntılıdır. Sahildeki en önemli koylar Büyükdere, Tarabya ve İstinye; başlıca burun ise Yeniköy’dür.
Mücavir alanda, Karadeniz kıyısında Kilyos(Kumköy), Kısırkaya, iç kesimlerde Gümüşdere, Uskumruköy, Zekeriyaköy, Demirciköyve Bahçeköy bulunmaktadır. Boğaz girişinde ise Rumelifeneri, öngörünümde ise Garipçe Köyü yer almaktadır.
İklim
İstanbul gibi, Sarıyer’in de bütününü belli bir iklim tipi içinde değerlendirmek çok zordur. İlçemiz coğrafi konumu ve fiziki coğrafya özellikleri nedeniyle aynı enlemdeki birçok yerleşimden farklı özellikler taşımaktadır.
Boğaziçi, Akdeniz ve Orta Avrupa, Kuzey bölgesi Batı Karadeniz iklimi karakterindedir.
Sahil şeridinde mevsimine göre değişen antisiklon ve siklon hava akımları bölgeye kuru ve durağan hava şartları, depresyonlar ise bol yağış getirmektedir. Bölge kış mevsiminde yağış fazla, yaz aylarında ise rüzgarlar sabit, yağışlar azdır.
İlçemiz sınırları içerisindeki ortalama sıcaklık +20 derece, ölçülebilen en yüksek sıcaklık ise +40 derecedir. Yılda ortalama 727 kg yağmurun düştüğü ilçemizde, kışın kar 10-12 gün yerde kalmaktadır.
Konumu ve Yüzölçümü
Sarıyer ilçesi yaklaşık olarak 41 derece kuzey enlemi ile 29 derece doğu boylamının kesiştiği noktada bulunmakta, mücavir ve yoğun yerleşik alan toplamı 14,600 hektar’dır.
Sarıyer Dereleri
Bizans ve Osmanlı dönemlerinde İstanbul’un su ihtiyacının büyük bölümünü karşılayan Sarıyer dereleriyle ünlüdür. Geçmiş dönemlerde şifalı olan sularından artık eser kalmayan Sarıyer’de küçüklü büyüklü birçok dere vardır. Bu derelerin bir bölümü Haliç’e, bir bölümü Boğaz’a bir bölümü de Karadeniz’e akmaktadır.
Haliç’e akan dereler: Göksu Deresi, Şeytandere, Ayazağa Suyu Kağıthane Deresi. Boğaz ve Karadeniz’e akan dereler: Mandıra Deresi, Sarıyer Deresi, Büyükdere, İstinye Deresi, Çelebi Deresi, Tarabya Deresi, Bakla Deresi, Maltız Deresi, Tuz Dere, Kömdere, Kurşunsuyu, Çimendere, Sipahi Deresi, Uzundere, Keten Deresi, İskender Deresi, Kavak Deresi,Çırçır Suyu Kestane Suyu ve Baltalimanı Deresi.
Su Bentleri ve Kemerleri
Kaynak suları açısından önemli bir potansiyele sahip olan Sarıyer’de Osmanlılardan kalan en önemli eserler arasında su bentleri ve su kemerleri de önemli yer tutmaktadır.
Açık su depoları olarak da bilinen, kaynak ve yağmur sularını toplamak için Osmanlı döneminde kurulan Sarıyer Belgrad Ormanları'ndaki bentler görülmeye değer yerlerin başında gelmektedir.
İdari Durum
Sarıyer 1930 yılına kadar Beyoğlu ilçesi ile Çatalca Vilayeti sınırlarına içerisindeydi. Cumhuriyet döneminde bugünkü Sarıyer sınırları içerisindeki yerleşimler, gelişimi donmuş köyler biçimindeydi. Kırsal alandaki köyler Kilyos Nahiyesi’ne, Kilyosise Çatalca Vilayeti’ne; Boğaz kıyısındaki kesimi ise Beyoğlu ilçesine bağlıydı.
1930 yılında yapılan yönetsel düzenleme ile bugünkü Sarıyer ilçesi kuruldu. İlçede ilk belediye seçimi 1984 yılında yapıldı. 1990'larda belediye olan Bahçeköy Beldesi 2008 yılında feshedilerek mahalleye dönüştürüldü.
Sarıyer, bir ilçe belediyesi, 27 mahalle ve 8 köyden oluşmaktadır. Köyler: Kumköy (Kilyos), Demirciköy, Garipçe, Gümüşdere, Zekeriyaköy, Kısırkaya, Rumelifenerive Uskumruköy.
Nüfus
2010 nüfus sayımına göre Sarıyer İlçesi'nin nüfusu 280.802'dir. Bu sayının yaklaşık yüzde 10'u (27.153) kırsal alanda yaşamaktadır.
En son 2007 yılında yapılan nüfus sayımına göre Sarıyer’in nüfusu 276,407'dir. Nüfusun yaklaşık yüzde 10'u (28,774) köylerde yaşamaktadır. Ancak, ilçenin nüfusu bugün 400.000’e yaklaşmıştır. Yıllık nüfus artış hızı İstanbul ortalamasının altındadır.
Medeni Durum
2008 yılı verilerine göre, ilçemizde evli nüfusu sayısı 134,153 kişidir. Bunlardan 67,035’ini kadınlar, 67,118’ini ise erkekler oluşturmaktadır.
28,725’i kadın, 38,448’i erkek olmak üzere toplam 67,173 kişi ise hiç evlenmemiştir.
Boşanan 9,246 kişiden ise 5,735’ini kadınlar, 3,511’ini ise erkekler oluşturmaktadır.
Nüfusun Dağılımı
Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) 2008 yılı verilerine göre, Sarıyer’de toplam nüfusun 252,986’sı ilçe merkezinde, 24,386’sı ise köylerde yaşamaktadır.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TUİK) 2008 yılı verilerine göre, Sarıyer’de toplam nüfusun 137,816’sı kadın, 139,556’sı ise erkektir.
Toplam nüfusun yarısına yakını genç ve çalışabilir nüfustan oluşmaktadır.
Sosyal-Ekonomik Yaşam
Sarıyer ilçesi yıllarca bir sayfiye semti olarak algılandığından ilçe ekonomisinde sanayi hiçbir zaman önemli yer tutmamıştır.
Geçmiş yıllarda ilçede kibrit, kablo ve vinç fabrikaları ile İstinye'de tersane kurulmuştur. Ancak, fabrikalar başka bölgelere taşınmış, tersane ise kaldırılmıştır. Bu nedenle ekonomik olarak faal olan nüfusu oluşturan kesim, daha çok ilçe dışında çalışmaktadır.
İlçenin en canlı ekonomik etkinlik alanını hizmet işkolu oluşturmaktadır. Kıyı boyunca hizmet veren başta balıkçı restoranları olmak üzere lokanta, bar gibi işyerleri büyük ilgi çekmektedir.
Birçok holding merkezi, Türkiye’nin tek borsası İMKB, Türkiye Futbol Federasyonu ile ABD, Avusturya, Çin ve Irak başkonsoloslukları Sarıyer ilçe sınırları içerisindedir.
Sarıyer’de Yerleşim
Sarıyer sahilde yalılar, villalar, siteler ve tepelerde gecekondulardan oluşmaktadır. İlçenin kuzeyinde ise modern köyler kurulmuştur.
Yerleşimdeki bu farklılık Sarıyer’deki kültürel ve toplumsal çeşitliliği de beraberinde getirmiştir.
Sarıyer’de Ortak Yaşam
Bizans ve Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapan İstanbul’un en güzel ilçelerinden biri olan Sarıyer’de, Türkler, Ermeniler, Rumlar uzun yıllar boyunca birlikte barış içinde yaşayarak kültürel mozaiğin en güzel örneklerini sergilemişlerdir.
Bugün de bu kültürlerin izlerini, Yeni Mahalle, Büyükdere, Tarabyagibi semtlerimizde hem mimari hem de kentsel doku açısından görmek mümkündür.
Sarıyer’in Rengi Romanlar
Sarıyer, tarih boyunca İstanbul’a yapılan göçlerden nasibini fazlasıyla almış bir ilçemizdir. Sarıyer’in önemli bir rengini oluşturan ve eskiden Muhacir Mahallesi olarak da bilinen Çayırbaşı'da bu göçlerle oluşmuştur.
İnançlar
Tarih boyunca farklı inançların merkezi olmayı başarmış Sarıyer’de bir cami, kilise ve sinagogu yan yana görmek mümkündür.
Eğitim
Sarıyer bir eğitim ilçesi olma yolunda önemli bir potansiyele sahiptir. İlçemizde 2009 yılı itibariyle 47 okul öncesi, 50 ilköğretim ile 31 lise ve dengi eğitim kurumu bulunmaktadır.
Sarıyer, Türkiye’nin sınırları içerisinde en çok üniversite bulunan ilçesidir. İTÜ, Boğaziçi, Koç üniversitelerinin yanı sıra Marmara, Işık, Beykent, Yıldız Teknik üniversitelerinin bazı bölümleri ile İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Sarıyer sınırları içerisindedir.
Eğitim Durumu
2008 yılı verilerine göre, ilçemizde 6 yaş üzerinde okuma-yazma bilen sayısı 216,951 kişidir. Bunun 105,946’sını kadın, 111,005’ini ise erkek nüfus oluşturmaktadır.
İlçemizde 6,602’si kadın, 1,291’i erkek olmak üzere toplam 7,893 kişi ise okuma-yazma bilmemektedir.
Toplam nüfus içinde 30,174 kişinin eğitim durumu hakkında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.
Sağlık
Sarıyer, ormanı, denizi ve İstanbul’un merkezlerine oranla temiz havasıyla sağlık turizmi açısından son derece uygun bir coğrafyaya sahiptir. İlçe sınırları içerisinde 4 hastane (İstinye Devlet Hastanesi, Acıbadem Maslak Hastanesi, Metin Sabancı Baltalimanı Kemik Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İsmail Akgün Devlet Hastanesi), 23 sağlık ocağı, 99 eczane ve 7 poliklinik bulunmaktadır.
Spor
Sarıyer spor alanında büyük potansiyele sahip bir ilçe konumundadır. Başta futbol olmak üzere sporun bütün dallarında gelişmeye açık bir potansiyele sahiptir. Ancak deniz sporları açısından önemli potansiyele sahip olmasına karşın bugüne kadar değerlendirilememiştir.
İlçede bir profesyonel, 22 amatör ve bir de belediye ait spor kulübü bulunmaktadır.
1940 yılında kurulan Sarıyer Spor Kulübü 1982-1994 ile 1996-1997 yıllarında Süper Lig’de mücadele etmiştir. Bu sezon 2. Lig’de oynamaktadır.
İlçede yaygın bir amatör spor kültürü bulunmaktadır. Sarıyer Belediyesi de amatör kulüplere her türlü desteği vermektedir.
Sarıyer Belediye Spor Kulübü ise çocukların ve gençliğin spora yönlendirilmesi amacıyla sporun birçok dalında hizmet vermektedir. Bu sayede uluslararası başarılara imza atan birçok sporcu yetiştirilmiştir.
İlçedeki önemli spor tesisleri: Yusuf Ziya Öniş, Orhan Keçeli, Çayırbaşı ve Kilyos stadyumları, Mersinli Ahmet Kamp Eğitim Merkezi, Sarıyer Spor Salonu, EnkaSpor Kulübü Sadi GülçelikSpor Sitesi ile Darüşşafaka ve Efes Pilsen basketbol takımlarının iç saha maçlarını oynadıkları Ayhan Şahenk Spor Salonu.
İstinye ve Zekeriyaköy'de binicilik tesisleri bulunmaktadır.
Turizm
Sarıyer, her tür turizm açısından son derece uygun potansiyele sahip bir ilçedir. Doğal, tarihi ve kültürel değerlerinin yanı sıra deniz turizmi açısından da İstanbul’un en önemli ilçeleri arasındadır.
Sarıyer, çok eski bir yerleşim bölgesi olması nedeniyle Bizans ve Osmanlılardan kalma çok önemli tarihi eserlere sahiptir. İlçe tarihi yapıları, camileri, kiliseleri, ayazmaları, tekkeleri, çeşmeleri, su bentleri, surları ve kaleleri, türbeleri, sarayları, köşkleri ve yalıları ile çok değerli bir tarihi mirası barındırmaktadır.
Sarıyer ilçesi çok uzun yıllar kıyılarındaki plajlarıyla bilinmekteydi. Bugün, İstanbul Boğazı kıyısındaki plajlardan yalnızca Altınkum ve Tarabya faaliyettedir. Deniz kirliliğinin artması nedeniyle Boğaz kıyısındaki plajlar kapanırken, bugün Karadeniz kıyısı turistik bir cazibe merkezi haline gelmiştir. Kilyos başta olmak üzere Karadeniz’deki kumsallar özellikle yerli turistin yoğun ilgisini çekmektedir.
Sarıyer’in en önemli özelliklerinden biri de Boğaz sahili boyunca dizilen barlar, balık lokantaları, restoranlar, otel, motel ve diğer eğlence mekanlarıdır. Bu açıdan da önemli bir çekim merkezi olan Sarıyer, gelişime açık bir potansiyel taşımaktadır.
Turizm açısından önemli bir potansiyel de ormanlar oluşturmaktadır. Belgrad Ormanı, gezi yolları, kır gazinoları ile özellikle hafta sonları halkın ilgisini çekmektedir.
Sarıyer, son derece zengin ve değerli bir turizm potansiyeline sahip olmasına karşın turizm altyapısı olarak bu potansiyele yanıt verecek durumda değildir. Bugün ilçemizde, 4 otel, 3 pansiyon, 12 plaj, 174 restoran, 3 açık otopark, 4 sinema, tiyatro ve kültür merkezi bulunmaktadır.
|
| |
|
Arkadaş 9
Yorum 767
Istanbul
|
21-07-2011
Doğma büyüme Acıbademliyim, yarısı Kadıköy Belediyesine, yarısı üsküdar belediyesine bağlı semtimizin.
Üsküdar Belediyesi 1984 yılında kurulmuştur. Doğuda Ümraniye, güneyde Kadıköy, batı ve kuzeybatıda İstanbul Boğazı, kuzeyde Beykoz ve kuzeydoğuda ise yeni kurulan Ataşehir Belediyeleri ile komşudur.
Üsküdar Belediyesi 25 yıllık süreçte oldukça büyük gelişim göstermiştir. İlçemizin nüfusu, 1985 Genel Nüfus Sayımı'nda 490 bin 185 iken, 1988 yılında Ümraniye'nin ilçe olarak Üsküdar'dan ayrılması ile birlikte 395 bin 623 kişiye düşmüştür. 2000 yılı nüfus sayımında ilçemizin nüfusu 495 bin 118, 2007 genel nüfus sayımında ise 582 bin 666 olarak tespit edilmiştir. 2009 yılı itibariyle Üsküdar'ın nüfusu 600 binden fazladır. 2008 yılına kadar 54 mahalleden oluşan Üsküdar, bu tarihten itibaren bazı mahallelerin birleştirilmesi ile birlikte 33 mahalleye düşmüş, 2009 yerel seçimleri öncesinde de Örnek, Esatpaşa ve Fetih mahalleleri Üsküdar'dan ayrılarak yeni oluşan Ataşehir Belediyesi'ne dâhil olmuştur. 2009 yılı itibariyle 33 mahalle arasında en fazla nüfusa sahip olan mahalle Yavuztürk, en fazla seçmen sayısına sahip mahalle ise Bulgurlu mahalleleridir.
Üsküdar'ın ilk Belediye Başkanı 1984-1989 yılları arasında görev yapan Necmettin Öztürk'tür. Daha sonra sırasıyla 1989-1994 yılları arasında Dr. Niyazi Yurtseven, 1994-2004 yılları arasında Yılmaz Bayat ve 2004-2009 yılları arasındaki dönemde de Mehmet Çakır Belediye Başkanları olarak görev almışlardır. 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde halen görev yapmakta olan Mustafa Kara Belediye Başkanlığı'nı kazanmıştır.
ÇAĞLARIN İÇİNDEN GELECEK ZAMANLARA
Her şehrin tarihi o şehrin sakinlerinin de tarihidir. Yüzyıllar boyu bağrında nice sakinlerine kucak açan Üsküdar, İstanbul'un fethinden neredeyse bir buçuk asır yıl evvel Türk egemenliğine girmiş ve daha o çağlardan itibaren "kutlu bir diyar" olma yolunda hızla ilerlemiştir. Tarihi yarımadanın karşısında, alabildiğine geniş bir İstanbul peyzajına açılan müstesna konumuyla Üsküdar, Asya topraklarının başladığı bir köprü başıdır. Antik çağlardan beri doğal dokusunun güzelliği sayesinde Ön Asya-Avrupa arası ulaşım kolaylığı sağlayan Boğaziçi'nin açılım noktasında bulunan Üsküdar, her zaman bir cazibe merkezi olmuştur. Bu özel durum; Üsküdar'ın sık aralıklarla istilâlara, farklı egemenlikler altında kalmasına yol açmıştır. Üsküdar isminin nereden geldiği konusunda değişik kaynaklarda farklı görüşler olsa da erken dönem eserlerde geçen Khrisopolis ve Skutarium kelimelerinin "altın şehir" ve "kalkan şehir" anlamlarını vermesi; ayrıca dünya haritacılığının ilk dönem örneklerinde de Latince "scutari" kelimesinin kullanılmış bulunması Üsküdar ismini çağların içinden bugünlere getirir. Şehrin ismi İngilizce'ye Latince'den aynen geçmiştir. Adı da tarihi kadar kadîm olan Üsküdar, gelecek zamanlara doğru yürüyüşünü aynı eskimezlik içinde sürdürüyor.
TARİHİN SAKLI HAZİNESİ
Üsküdar'ın tarihine yakından baktığımızda M.Ö. 1000 yıllara uzanan bir tarihçe buluruz. Erken dönem Üsküdar'ın oluşumu bölgede Fenikelilerin, biri Kalhedon ( Kadıköy ), diğeri Moda Burnu'nda olmak üzere iki liman kenti kurmaları ile başlar. O çağlarda Fenikeliler, şimdiki Salacak Sahili?ne doğru uzanan sığlık kısma büyük taşlar doldurarak bir mendirek oluştururlar ve ticaret iskeleleri ile tersanelerini Salacak çevresinde kurarlar. Yaklaşık 300 yıl sonra ise, Akalar?ın yönetimi altına giren Üsküdar'da, Anadolu?dan geçici olarak gelenlerin kalıcı iskânı yavaş yavaş kendini göstermeye başlar. Pers egemenliğinden, Atinalılar hakimiyetine, Büyük İskender'in eline geçmesinden, Roma egemenliğine, antik çağlar Üsküdar'ının tarihi adeta saklı bir hazinenin her dönemde tekrar tekrar keşfedilmesinin tarihidir. Bu keşiflerin en uzunu 458 sene ile Roma egemenliğinde geçen devredir.
M.S. 395'te Roma İmparatorluğu ikiye bölünür. Artık Üsküdar'da, Doğu Roma İmparatorluğu yani Bizans dönemi başlamıştır. Bu dönemde Üsküdar, önemli bir ticaret ve konaklama merkezi haline gelmiştir. Ancak bu durum Üsküdar'ın cazibesini daha da arttırmıştır. Bunun sonucu Bizans'a paralel olarak değişik tarihlerde İranlıların ve Arapların İstanbul'a dönük fetih çabalarında uğrak yeri hep Üsküdar olmuştur. 609'da İran, 710'da Araplar, 782'de Abbasi Halifesi Harun Reşid, 1102'de Haçlılar, 1147'de Fransa Kralı VII. Louis ile Alman İmparatoru Konrad, 1203'de gene Haçlılar İstanbul kapılarına dayandıklarında daima Üsküdar'dan geçmişlerdir. XI. yüzyıl Haçlı seferleri dönemi Üsküdar'ın en müthiş yağma ve talana uğradığı dönemdir. II. Haçlı Seferi'nde şimdiki Haydarpaşa - İbrahimağa - Ayrılık Çeşmesi arasındaki bölgede Fransa Kralı Louis ile Alman İmparatoru Konrad'ın Komuta ettiği Haçlı ordularına karargâh vazifesi gören Üsküdar, IV. Haçlı Seferi'nde Bizans İmparatoru?nun şimdiki Harem'de bulunan yazlık sarayının yağma ve talana uğramasına sahne olmuştur. Üsküdar'da, Haçlı seferleri sonucu yaşanan Latin egemenliği 1204'den 1261'e kadar 57 sene devam etmiştir. Adı efsanelerle anıla gelen Seyyid Battal Gazi'nin İstanbul'u Fetih amacıyla, Üsküdar civarında yedi sene İslâm orduları için öncü ve muhafız kaldığı menakıbnâmelerde geçmektedir. Üsküdar'da kalıcı Türk izlerinin görülmesi 1071 Malazgirt Zaferi'nden sonraya tekabül eder. İznik?in fethinin ardından yaklaşık 1078'de Üsküdar'da erken dönem Türk yerleşmeleri başlamıştır. Ancak bu tarihlerdeki iskânlar tamamen sivil ve münferit yapıdadır. Osmanlı döneminde Orhan Gazi zamanında Kocaeli Yarımadası, Büyük ve Küçük Çamlıca'dan Doğancılar'a kadar uzanan bölge, Osmanlı Türkleri'nin egemenliği altına yaklaşık 1348'de girmiş ve daha sonra Yıldırım Bayezid, Güzelcehisar'ı (Anadoluhisarı) yaptırınca, Osmanlı padişahlarının Rumeli'ye geçişlerinde Üsküdar - Güzelcehisar istikametini kullanmaları, askerî güvenlik ve ulaşım kolaylığı da sağladığından adeta bir gelenek haline gelmiştir.
29 Mayıs 1453'te İstanbul'un fethedilmesinden sonra Üsküdar hızla gelişme göstermiştir. Üsküdar daha önce küçük bir Anadolu kasabası görünümünde iken İstanbul'un fethinden sonra bir şehir dokusunu oluşturacak ilk nüveler kendini belli etmeye başlamıştır. Fatih devrinde, Üsküdar adeta yeniden kurulmuştur. Salacak'ta kendi adıyla anılan bir mescid yaptırmış ve Üsküdar'ın Osmanlı klasik şehir dokusuna uyan ilk mahallesi ortaya çıkmıştır. Fatih, Anadolu'dan göçe tâbi kıldığı Türklerin bir kısmını buralara yerleştirmiş, şimdiki İskele Meydanı'na da bir bedesten yaptırarak ticaretin hızlı bir biçimde gelişmesini sağlamıştır. Üsküdar'ı bir gelin gibi süsleyen, bu beldeyi her türlü yağma ve talandan koruyan, Türkmen mahalleleri ile şenlendiren Büyük Fatih'in 3 Mayıs 1481'de Gebze civarındaki Sultan Çayırı'nda vefatı Üsküdar tarihinde önemli bir olaydır. Üsküdar, Fatih'in cenazesinin İstanbul'a geçişine ev sahipliği görevini derin bir üzüntü ve adeta kurucusuna yaraşır bir gayret ile yerine getirmiştir. 16. yüzyıldan itibaren Osmanlı Üsküdar'ı 91 cami ve mescit, 51 tekke, 12 hamam, 11 kervansaray, 2 imaret, 7 medrese, 260 çeşme, 5 büyük iskele, 2 darüşşifa, 2 menzilhane, tabhane, sıbyan mektepleri, kütüphaneler, darülhadis, sebiller ve posta teşkilatı ile bir çok padişah, sultan, paşa ve devlet adamlarının sarayları, yalı ve köşkleri ile süslenmiştir. Bu hızlı gelişme Üsküdar'ın bir şehir dokusuna bürünmesinin Osmanlı ile başladığını ispatlamaktadır.
Üsküdar'ın her dönemde ayrıcalıklı bir konumda bulunması sosyal hayatta da kendini göstermiş, şehrin Müslüman sakinleri Üsküdar'ı bir Kâbe toprağı saymışlar, Museviler tarafından da Kuzguncuk bölgesi Kudüs toprağı diye sıfatlandırılmıştır. Şehrin, Kâbe toprağı sayılmasının sonucu hac yolculuğunun ilk durağı her dönemde Üsküdar olmuştur. Adına Sürre Alayları denen ihtişamlı törenler, her hac döneminde tekrarlanarak bir gelenek halini almıştır. Üsküdar, sosyal tarihimizde kimi ilklerin de şehridir. İlk posta yolunun Üsküdar'dan Kartal'a kadar uzanan bir güzergâhta II. Mahmud döneminde açılması ve bu açılışa bizzat II. Mahmud'un katılması, İstanbul deniz ulaşımında ilk araba vapurunun yine Üsküdar'da hizmete girmesi, bilim tarihimizde farklı bir yeri bulunan Üsküdar Matbaası'nın III. Selim zamanında Selimiye Mahallesi'nde faaliyet göstermesi, Türk resminin başlangıç noktasını Üsküdar yapacak kadar önem taşıyan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin kuruluşunun, dönemin Üsküdar mutasarrıfının onayı ile Üsküdar'da gerçekleşmesi, hemen ilk elde sayılabilecek hususlardır.
M.Ö. 1000'lerden beri bilinen ve oturulan, Bizans'tan kalan yegâne eser Kız Kulesi ile farklılaşan, Osmanlı devrinde bir oya gibi itinayla işlenen ve güzelleşen, denize açılan ve hiçbirinin, diğerinin görme hakkını engellemediği yalıları, cumbalı güzelim ahşap evlerin süslediği sokaklarıyla, korularıyla, köşkleriyle, çarşıları ve hamamlarıyla, camileriyle, kiliseleri ve sinagoguyla Üsküdar, adı kendisine en çok yakışan altın şehirdir.
|
| |
|
|